Bir İnsan Tek Başına Ne Kadar Yaşayabilir?


‘’Evet Tuygun Bey, iki tane rapor kaldı.’’ Dedi amirine ve parmakları ruhundan ayrı birer parçaymışçasına klavyenin üzerinde gezinmeye devam etti. Oysa parmakları tek tek birer mucizeydiler. Bir papatyayı okşuyor olmalıydı şuanda parmaklarıyla, çünkü parmakları bir papatyanın başına gelebilecek en güzel şeydiler. Saat 18.00 a geliyordu. Mesaisi bitmek üzereydi, fakat içinde sevinçten ziyade bir bıkkınlık vardı. Şehrin insanı boğan gürültüsü, beton parmaklıklar etrafında volta atan insan güruhu; hepsi evine varması için aşması gereken birer engel gibiydi.
Klavye sesleri kesilmişti. Kulaklığını çıkarıp çantasına koydu. Her zamanki mutat işlemlerinden sonra ofisinden olması gerekenden beş dakika daha erken çıkmıştı. Beş dakika deyip geçmeyin, bu koca şehirde beş dakika bazen çok şey demekti. Hem beş dakika bir kelebeğin de ömrüydü bazen..  Hava çok güzeldi bugün, güneş devasa gökdelenlerin arasından, ısınmayı bekleyen kalplere sızmaya çalışıyordu. İnsanların gölgeleri birbirine karışmıştı, fakat o bu hercümercin içinde bir hercai gibi açmış yürüyordu güneşe nazire yaparcasına. Normalde güzel havalarda o da neşeli olurdu ama bugün içinde kendisinin de açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı.

Tam da bu huzursuzluğu düşünürken metrobüs durağına gelmişti. Sanki bir esir kampına insan taşıyan trenleri andırıyordu metrobüsler. İnsanların hepsi esirdiler sanki; işlerinin, aşklarının, dertlerinin esiriydiler. Belki de sırf bu yüzden ayak bilekleri sızlıyordu. Bir tek o özgürlüğün rüyasını kuruyordu yeşil gözlerinde, bir tek onun gönül pervazında beyaz bir güvercin kanat çırpıyordu. Kapıdan gayriihtiyari bir hışımla girmişti metrobüse, birkaç durak sonra ise şansı yaver gitmiş ve pencere kenarında bir koltuğa oturabilmişti. Çantasından kulaklığını çıkardı birazcık sessiz kalabilmek için, oysa sessizlik onun kalbiydi.

Pencereden dışarıyı izlemeye koyuldu, sanki birsam halindeydi ve binalar tüm kestirme yolları kapatmış kesintisiz bir sur gibi akıyordu yol boyunca. ‘’bir insan tek başına ne kadar yaşayabilir?’’ bu soruyu düşünmeye başlamıştı. İçini bir korku kapladı birden, belki dün gördüğü kötü rüyanın etkisiydi bu korku, öyle düşünmeye çalıştı ama onu asıl korkutan şey bu sorunun cevabıydı. Farkındaydı, biliyordu, içinde bir yerlerde bir kapı açılmıştı. Yirmi üç yaşındaydı. Tekrar hesapladı tam yirmi üç yaşındaydı. O sırada dışarıda bir yerlerde akşam ezanı okunuyordu. Telefonu çaldı arayan erkek arkadaşıydı. Telefonu açmadan tekrar düşündü o içini korkutan soruyu: ‘’bir insan tek başına ne kadar yaşayabilir?’’ Tam 23 yaşındaydı ve o anda açtı telefonu. ‘’efendim hayatım…’’

M.Emin Dandin

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar